🎐 Bir Yuvanın Yıkılmaması Için Dua

Best Pop Vocal Album for Future Nostalgia 🌕 !!!!! A wonderful night, thank you @recordingacademy 💋 thank you @donatella_versace and the unmatched @versace team for my one of a kind dream dress and all my dream outfits throughout the night! 2“Bu nedenle, birisine sadaka verirken bunu borazan çaldırarak ilan etmeyin. İkiyüzlüler, insanların övgüsünü kazanmak için havralarda ve sokaklarda böyle yaparlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır. 3 Siz sadaka verirken, sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin. 4 Öyle ki, verdiğiniz RT ONAYLADIĞIM ANLAMINA GELMEZ Artık fikirleri yeni mecralardan söyleme zamanı https://t.co/XaF99mWGX3 Ailenin dağılmaması ve yuvaların yıkılmaması için dua. Her hangi bir kimsenin yuvasında geçimsizlik veya anlaşmazlık varsa, bu yuvanın huzuru için dağılmaması için her gün gibi tekli sayılarla okunabilir. “Allahümme elif beyne kulubina ve aslih zaten beynine ve’hdina sübüle’sselami ve neccinina mine’z-zulumati ine’n nuri ve cennbe’l fevahişe ma zahare minha ve mâ betane.”. ALAVEKÖYÜ. October 17, 2019 ·. +46. Ilyas Gümüş is feeling sad with Casım Gümüş and 73 others at Batman Beşiri Dayıllar köyü. October 17, 2019Besiri, Turkey. !! Batman Beşiri eski hamur köyü .. ve DAYILAR KÖYÜ.. yolu 3 YIL DIR Öyle asfalt bozuk tamir olması lazım insanlar kaza yapıyor Memleketini seven hemşe varbir duamiz (@duamiz34) TikTok'Ta | 765 Beğeni. 148 Hayran. var bir duamiz (@duamiz34) adlı kullanıcının en son videosunu izleyin. 1Kocayı Kendine Bağlamak İçin Tesirli Dua. 2 Kocayı Kendine Ve Evine Bağlamak İçin Tesirli Dua. 3 Kocayı Eve Bağlama Duası. 3.1 Kocam Bana Bağlansın Duası. Kocasıyla bazı problemleri olan ve bu problemlerin sonucunda evliliklerinin dağılma aşamasına kadar gelmesi birçok evli bayanın başına gelir ve bu durumda Kocayı Gidin bir çölden 100 tane kırmızı ateş karıncası yakalayın. Daha sonra bir başka topraktan 100 tane bildiğimiz siyah karıncayı alın ve bunların hepsini bir kavanozu Luzde María'nın hayatı Orta Amerika'da küçük bir ülke olan Kosta Rika'da doğduğundan beri Tanrı tarafından yönlendirilmiştir. Şu anda Arjantin'de ikamet etmektedir. Kendisi derin hristiyan kökleri olan bir aileden gelmektedir, kardeşleriyle beraber ruhsal bir ortamda büyümüştür ve Efkaristiya hayatının merkezinde olmuştur. Evlilikduası yüzyıllardan beri bilinen ve çok sık edilen bir dua çeşidir. Evlilik, herkes için çok nemli ve çok istenen bir müessesedir. Evlilik duası ile evliliğe giden yol üzerindeki engelleri aşmak ve hızlı bir şekilde kurulacak sıcak yuvanın hazırlıklarına başlamak mümkündür. Evlilik duaları, herkesçe bilinen ve etkileri kabul görmüş bir duadır. Evlilik Etiket binanın depremde yıkılmaması için okunacak dua. 22 Eylül 2016 No comments. Depremlerde okunan dua. Bir dua arayın. Search for: Ara. Son eklenenler. İnsanlık tarihi boyunca hiç kimse bu konuyu açıkça dile getirmemişti. Tek bir istisnayla; Kuran'da, zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler veriliyordu! Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz: "Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. DGLg. Kardeşim illada fetif suresi niye affına sıgınarak soruyorum başka dualarda okuyalım ben sana bu duaları okudum,Rabbim tez sıkıntını alsın yerini feraha rahata bıraksın herzaman yar ve yardımcın olsun amin amin amin.. Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ şerikeleh, lehül-mûlkü velehül-hamdü ve hûve alâ külli şey'in kadir. Elhamdü lillâhi ve Subhanallâhi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü Ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil Aliyyil-aziym. " Sevgili Peygamberimiz "Her kim bu kelimelerle duâ eder de günahlarinin bagislanmasini diler veya dünya ve âhireti ile ilgili bir duâ ederse duâsi kabul olur ve istedigi verilir" buyurmustur " Lâ ilâhe illallâhü vahdehü lâ serikelehü ehaden sameden lem yelid, ve lem yûled ve lem yekün lehü küfüven ehad ." MANASI Allah'tan baska hiç bir ilâh ibadet edilecek yoktur. O tekdir, esi ortagi yoktur. Birdir, her türlü ihtiyaç için ve onun hiç bir dengi benzeri yoktur. Ve asla olamaz da. İsmi Azam duası. Enes radıyalahü anh .den rivayet edilen bir hadiste Efendimiz Aleyhisselam adamın birinin dua ederken duasını işitince ona, sen İsmi Azam ile dua dua ile dua edip okuyan kimsenin mutlaka dilek ve muradı hasıl olur,buyurdu. Allahümme inniy es-elüke bi enne lekel hamdü la ilahe illa ente ya hannanü,ya mennanü,ya bediy-as semavatı vel ardı ya zel celali vel ikram. Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin tıbbil'kulubi ve devaiha ve afiyetil, abdani ve şifaiha ve nuril'ebsari ve ziyaiha ve ala alihi ve sahbihi ve Ey Allahım ! kalblerin doktoru ve devası, vucutların şifası, gözlerin nuru ve ziyası olan Muhammed'e aline ve ashabına salatu selam eyle. Aradığınız kelime sarı renk ile işaretlenir. Yazı boyutu WhatsApp Yazıcı Başka mezhebi taklit etmek Sual Başka bir mezhebi taklit eden, kendi mezhebinden çıkmış mı olur? Cevap Diş kaplatan veya doldurtan Hanefilerin, Maliki veya Şâfiî mezhebini taklit etmeleri, Hanefi mezhebinden çıkmak demek, yani mezhep değiştirmek demek değildir. Yalnız gusülde, abdestte ve namazda, Hanefi mezhebi ile birlikte Maliki veya Şâfiî mezhebinin şart ve müfsidlerine de uymaktadır. Özrü olmayanların da, başka mezhebin farzlarına ve müfsidlerine uymasının müstehab olduğu İbni Abidîn’de ve imâm-ı Rabbânînin Mektûbât’ının cilt 286. cı mektubunda bildirilmektedir. Hanefi’de câiz olmayan bir şeyi, Şafii’de veya Maliki’de câiz olduğu için, zaruret ve haraç olmadan yapamaz. Meselâ sağlam olanın veya kaplama dişi olduğu için, Maliki mezhebini taklit eden Hanefinin, derisinden kan akınca veya idrar kaçırınca, abdest alması lâzımdır. Bunun, vitir namazını vacib olarak kılması, 104 kilometreden az uzak yerde seferî olmaması ve dört günden az seferî olduğu yerde namazlarını cem etmemesi lâzımdır. Hastalık veya ihtiyarlık sebebi ile, yani, zaruret ile idrar kaçıran Hanefinin, tekrar abdest alması, haraç, zahmet olacağı için, bu kimse, Maliki mezhebini taklit ederek, hemen özür sâhibi olur, abdesti bozulmaz. Tahrîr kitabını şerh eden, yani açıklayan îbni Emîr Hâc buyuruyor ki “Nahl sûresi ve Enbiyâ sûresi ayetinde; Zikir ehline sorunuz! yani bir hâdise, olay karşısında ne yapacağınızı, bilenlerden sorunuz buyuruldu. Bu âyet-i kerime, müctehide tâbi olmanın, uymanın ve başka mezhebi taklit etmenin vacib olduğunu göstermektedir. Tâbi' olduğu mezhebe uyarak, bir işi yaparken, haraç hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, haraç bulunmayan birini taklit ederek yapılır.” Diş dolduran, kaplatan Hanefinin, Şâfiî veya Maliki mezhebini taklit etmesi, böyledir. Öncelik kendi mezhebinin bildirdikleridir Sual Bir kimse, bir zorlukla karşılaşınca, hemen başka bir mezhebi mi taklit etmelidir? Cevap Her Müslümanın ibadet yaparken ve haramdan sakınırken, kendi mezhebi âlimlerinin, “Fetva böyledir, En iyisi budur, En doğru söz budur” gibi bildirdiklerine uyması lâzımdır. Kendi arzusu ile yaptığı bir şey, buna uymasına mâni olur ve bu mâni olmanın önlenmesinde haraç, meşakkat bulunursa, kendi mezhebinde doğru olduğu bildirilen başka bir söze uyması lâzımdır. Meselâ, ödünç verdiğinin senedine ödeme tarihi koymak haramdır. Fâiz olur. Fakat başkasına havale edilmek yolu ile, ikisinin de belli tarihte ödemeleri câiz olur. Böyle de yapamazsa, Hanefi mezhebinde bulunan kimse, Hanefi mezhebindeki âlimlerin fetva olarak seçilmemiş zayıf sözlerine uyarak, işini görür. Böyle kurtuluş yolu da bulamazsa, diğer üç mezhepten birini taklit ederek, yani bir mezhebe uyarak o işi yapar. Hanefî mezhebinin âlimleri, bu kimsenin başka mezhebi taklit etmesinin vacib olduğunu bildiriyor. Meselâ, İbni Abidin ta'zîri anlatırken buyuruyor ki “Büyük âlim îbni Emîr Hâc, Tahrîr şerhinde Şer'î delil gösteriyor ki, bir müctehidin sözü ile amel etmek ve ihtiyaç olunca, başka bir müctehidi taklit etmek lâzımdır. Bu delil, Bilenlerden sorunuz! âyet-i kerimesidir. Belli bir hâdise ile karşılaşılınca, bunun nasıl yapılacağı sorulur. Bu iş hakkında, bir müctehidin sözü biliniyorsa, o işi bu söze uyarak yapmak vacib olur demektedir.” Görülüyor ki, başka mezhebi taklit etmesi vacib olmaktadır. Başka bir mezhebi taklit etmesi de mümkün olmazsa, haraca sebep olan şeyi yapmasında zaruret olup olmadığına bakılır 1- Haraca sebep olan şeyi yapmasında zaruret varsa, o farzı terk etmesi veya haramı zaruret miktarı işlemesi câiz olur. Zaruret ile yapılan şeyde, zaruret bitince haraç devam ederse, yine böyledir. 2- Haraca sebep olan şey, zaruret olmadan yapılmış veya zaruret ile birkaç şey yapılabilir ve bunlardan haraç bulunan şeyi yapmayı seçerse, farzı terk etmesi câiz olmaz. Sual İbadet ederken, diğer üç mezhepten birini de taklit etmeyi, mezhepten hatta dinden çıkmak gibi kabul edenler var. Muteber din kitapları, mezhep taklidi konusunda ne yazıyor? Taklit zaruret halinde mi olur, yoksa ihtiyaç halinde de olur mu? CEVAP Zaruret halinde taklid gerektiği gibi, ihtiyaç halinde de taklid gerekir. Bir farzı yapmanın veya bir haramdan sakınmanın imkânsız veya meşakkatli, güç olması durumunda, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde çare yoksa diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çare varsa, o iş için, o konuda o mezhep taklid edilir. Bu konuda muteber kitaplardaki bilgiler şöyledir Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklid edilir. Redd-ül-muhtar Zaruret olmasa da, bir ibadeti yapmakta güçlük olunca, bunu yapmak için, başka mezhebi taklid caizdir. Mizan, F. Hayriye, F. Hadisiye, Mafüvat Bir kimse, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin o konudaki şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. Redd-ül-muhtar, Mizan, Hadika, Berika Tâbi olduğu mezhebe uyarak bir işi yaparken harac hâsıl olursa, bu iş, diğer üç mezhepten, harac bulunmayan birini taklid ederek yapılır. İbni Emir Hac Bir Hanefi’nin kendi mezhebine göre yapamadığı bir işi yapabilmesi için, Şafii’yi taklid etmesinde bir mahzur yoktur. Bahrürraık, Nehrülfaık Âlimlerimiz, zaruret olunca, Maliki’ye göre fetva verdi. Bir mesele Hanefi’de bildirilmemişse, Maliki taklid olunur. Redd-ül-muhtar Şafii âlimleri, kendi mezheplerinde yapılması güç olan şeylerin, Hanefi’ye göre yapılmasına fetva vermişlerdir. Mektubat-ı Rabbani İkinci mezhebe göre de özrü olanın, üçüncü mezhebi taklid etmesi caizdir. İ. Hümam Abdest ve gusülde, başka mezhebi taklid etmek için, o mezhebin o konudaki şartlarına da, mümkün olduğu kadar uymak gerekir. Sebepsiz uymazsa, taklid caiz olmaz. Kendi mezhebine uymayan işi yaptıktan sonra bile, taklid yapmak caiz olur. İmam-ı Ebu Yusuf’a, Cuma’yı kıldıktan sonra, abdest aldığı suyun necis olduğunu söylediler. O da, Şafii kardeşlerimize göre, guslümüz sahihtir buyurdu. Hadika [Müctehid, müctehidi taklit edemez. Bir müctehid olan İmam-ı Ebu Yusuf’un ictihadı, burada İmam-ı Şafii’ye uygun gelmiştir.] Taklid ederken Sual Zaruret veya ihtiyaç halinde, bir konuda, diğer üç mezhepten birini taklit ederken, o mezhebin şartlarına uymak gerekir mi? CEVAP Evet. Herkes, kendine kolay gelen, dört hak mezhepten birine uyabilir. İhtiyaç halinde, bir işini bir mezhebe, başka işini başka mezhebe göre yapabilir. Ancak bir işin hepsini, bir mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapması gerekir. Redd-ül-Muhtar Bir işi bir mezhebe göre yaparken, bu mezhebin, bu işin sahih olması için koyduğu şartlardan, yapılabilmesi mümkün olanların hepsini yapması gerekir. Bunlardan biri yapılmazsa, bu iş sahih olmaz. Hulasat-üt-tahkik Bir işi bir mezhebe göre yaparken, başka bir mezhebi de taklid etmek gerekiyorsa, iki mezhepte de bâtıl olacak bir şey yapmamak şarttır. Mesela abdestte, Şâfiî’yi taklid ederek uzuvlarını ovmayan kimse, kadına eli dokununca, Maliki’ye göre abdest bozulmaz diyerek namaz kılsa, bu namazı bâtıl olur, çünkü kadına dokunduğu için Şafii’ye göre, uzuvlarını ovmadığı için de Maliki’ye göre abdesti sahih değildir. Tahrir Bir iş için, başka mezhep taklid edildiği zaman, o mezhebin bu iş için koyduğu şartların, [uyabildiklerinin] hepsine uymak gerekir. Bu şartlardan biri eksikse ibadet sahih olmaz, çünkü meşakkat olunca, mezheplerin kolaylıklarını yapmak, zaruret olmadıkça, ancak bütün şartları yerine getirmekle caiz olur. Mizan-ül-kübra İsmail Nablüsi hazretleri buyuruyor ki İhtiyaç olunca, başka mezhebi taklid ederek işini yapabilir, fakat bu iş için, o mezhepte olan şartların hepsini yerine getirmesi gerekir. İkd-ül-ferid Dünyalığa, şehvetine kavuşmak için, başka mezhebi taklid caiz değildir. Ukud-üd-dürriyye Muhammed Bağdadi hazretleri buyurdu ki Başka mezhebi taklid etmek için üç şart vardır 1- Kendi mezhebine göre başladığı bir işi, başka mezhebe uyarak tamamlayamaz. Mesela, Şafii’nin şartlarına uymadan, sadece Hanefi’ye göre aldığı abdestle, Şafii’ye göre namaz kılamaz. 2- Taklid ettiği iki mezhep de bu işe, bâtıl dememeli. Bir Şafii, Şafii’de abdest uzuvlarını ovmak farz değil, Maliki’de de kadına dokunmak abdesti bozmaz diyerek, yabancı kadına dokunarak ve uzuvlarını ovmadan aldığı abdestle namaz kılarsa, bu iki mezhebe göre de namazı sahih olmaz, çünkü yabancı kadına dokunmak, Şafii’de abdesti bozar. Ovmak ise Maliki’de farzdır. 3- Mezheplerin kolaylıklarını toplamak caiz değildir. Mesela, Hanefi’de velisiz veya Maliki’de, tanıdıklara duyurmak şartıyla, şahitsiz yapılan nikâh sahihtir, ama hem velisiz, hem de şahitsiz olan bir nikâh sahih olmaz. Taklid risalesi Zorunlu taklid Sual Diğer üç mezhepten birini taklit etmenin zorunlu ve caiz olduğu durumlar nelerdir? CEVAP Birkaç örnek verelim 1- Şafii’ye göre zekâtın, Kur’an-ı kerimde bildirilen sekiz sınıfın her birine verilmesi gerekir. Bunlardan, müellefe-i kulub sınıfı [ve zekât toplayan memur sınıfıyla, kölelikten kurtarılacak borçlu sınıfı] bugün yoktur. Bunları bulup zekât vermek imkânsız olduğu için, Şafiilerin bu sınıflardan sadece birine verebilmek için, Hanefi’yi taklid etmeleri gerekir. Mektubat-ı Rabbani 3/22 2- Hacda kadınlara dokunarak, abdestinin bozulma ihtimali olan Şâfiîlerin, Hanefî veya Mâlikî’yi taklid etmesi gerekir. Bu konudaki taklidi kabul edip de başka konularda taklid olmaz demek çok yanlıştır. İhtiyaç olunca, her konuda olur. Taklidin caiz olduğu durumlara örnekler 1- Şafii’de sütkardeş olmak için, ayrı ayrı 5 kere, doya doya emmek gerekir. 1-2 kere emen bir Hanefi, Şafii’de sütkardeş olmaz diye, sütkardeşiyle evlenemez. Ancak, evlendikten sonra sütkardeş oldukları meydana çıkmışsa, o zaman bir yuvanın yıkılmaması için, Şâfiî taklid edilebilir. 2- Üç talakla boşanan kadın, başka bir erkekle evlenip, o erkek de, bunu boşamadıkça, eski kocasıyla evlenemez. Böyle bir durumda, ilk nikâhları Şâfiî’ye uygun yapılmamışsa, Şâfiî taklid edilerek, Şâfiî’ye uygun nikâh yapmaları caiz olur. Redd-ül-muhtar 3- Şâfiî’de, fitre için, buğdayın veya diğer maddelerin kıymeti kadar altın, gümüş vermek caiz değildir. Hanefî taklid edilerek, buğday yerine, değeri kadar altın veya gümüş vermenin caiz olduğu Şemseddin-i Remli’nin fetvasında yazılıdır. S. Ebediyye 4- Hanefî’de, ödünç verirken ödeme tarihi belirlemek caiz değildir. İhtiyaç olunca, ödeme tarihi koyabilmek için, Mâlikî’yi taklid etmek caiz olur. Eşbah 5- Şâfiî’de, ölü için iskat yapılmaz. Hanefi taklid edilerek iskat yapılabilir. Neful-enam 6- Bir işi yapmakta harac olursa, zayıf kavle uyulur. Buna uymakta da harac olursa, başka mezhep taklid ederek yapılır. İbni Abidin, Hadika Mezhep taklit edilirken Sual Fıkhi suallere cevap veren bir yazıda, yaradan akan kan irin, sarı su gibi abdesti bozan şeyler için Şafii mezhebine uyulabileceği, ancak sadece abdestte, Şafiye uymak gerektiği, namazda ise yine Hanefi olarak devam etmek gerektiği bildirildi. Namazda da uymak gerekmez mi? CEVAP Evet gerekir. Bu yazı yanlıştır. Namaz, abdest ve gusül ile birlikte bir ibadettir. Üçü birdir. Bunlardan biri olmazsa, ötekiler sahih olsa da ibadet sahih olmaz. Abdesti veya guslü olmayanın namazı da olmaz. Guslü Şafii’ye, abdest veya namazı Hanefi’ye göre olsa, bu namaz her iki mezhebe göre de sahih olmaz. Hanefi’ye göre guslü olmadığı için sahih olmaz. Şafii’ye göre de, abdest veya namazda uyması gereken şartlara uymadığı için sahih olmaz. Yapılan iş, bir hak mezhebe göre sahih olmalıdır. Yarısı birinden, yarısı ötekinden olmaz. Günlük işlerde bile böyle değil mi? Farklı iki marka otomobil düşünün. Parçaların isimleri genellikle aynıdır ama, çalışma sistemi, ebadı, vidaları farklı olduğu için parçaları birbirinde kullanılamaz. Ancak standart olmadıkça birinin parçası diğerine takılmaz. İnat edip zorlanıp takılırsa netice alınmaz. Mezheplerin hükümleri standart değildir. Birinde farz olan şey, diğerinde sünnet, hatta mekruh oluyor. Mesela imam arkasında Fatiha okumak Şafii’de farz, Hanefi’de mekruhtur. Taklit eden, namazda Fatiha okumazsa, Şafii’ye göre namazı sahih olmaz. Hanefi’ye göre de guslü olmadığı için sahih olmaz. Bir ibadetin bir kısmı bir mezhebe, diğeri de öteki mezhebe göre yapılırsa, zaruret olmadıkça caiz olmaz. Bahsettiğiniz yazıda, Abdesti şafiye göre al, namazı Hanefi’ye göre kıl deniyor. Hanefi’ye göre kılınca, abdestsiz kılmış olur. Şafii’ye göre namaz kılarsa, abdestinin de, guslünün de Şafii’ye uygun olması gerekir. Bu kaidelere uymazsa telfîk işlemiş olur. Telfîk ise haramdır. Yazar Ali Eren, mezhepsizin birini tenkit ettiği yazısında, bid’at mezheplere ve dört mezhep haricindeki âlimlere göre fetva verilemeyeceğini, telfîk-ı mezahibin bâtıl olduğunu bildirip, mezhepsizlerin yaptığı işin, keçinin ön bacaklarını, mandanın gövdesini, devenin arka bacaklarını alıp yeni bir hayvan meydana getirmeye benzediğini bildirmişti. Evet geyiğin boynuzunu, devenin boynunu, filin hortumunu, kangurunun kesesini, yılanın gövdesini, domuzun kuyruğunu alıp meydana getirilecek hayvan, hilkat garibesi olur. Ali Eren hoca, eti yenenlerden örnek vermiş. Halbuki, mezhepsizler, Abduh gibi, İbni Teymiye gibi, eti yenmeyenlerden de fetva veriyorlar. Üç talak, bir talak diyorlar. Oje abdeste mani olmaz, ince naylon çoraba mesh caiz diyorlar. İhtiyaç olunca ancak dört hak mezhepten biri taklit edilir. Bunlar sadece sözde değil, fiiliyatta da haktır. Bir hak mezhep taklit edilirken, o mezhebin o konudaki şartlarına, yani farz ve müfsitlerine riayet edilmesi şarttır. Başka mezhebe uymak Sual Bir işi, bir ibadeti yaparken zorlukla karşılaşan kimse, ne yapar? CEVAP Bir iş yaparken, özrü hâsıl olup, bu işin kendi mezhebindeki şartlarından birine uyması güçleşen kimse, bu işi, dört mezhepten herhangi birindeki şartlarına uyarak yapar. Bu ikinci mezhebin, bu iş için olan şartlarının uyabildiklerinin hepsine uyması lazım olur. Bu şartlardan birine uyması zor olur; fakat kendi mezhebinde kolay olursa, bu işi yapması sahih olur. İki mezhep, zaruri telfik edilmiş olur. Kendi mezhebinde de, zor olursa, kendi mezhebindeki birinci şartı yapmaması caiz olur; fakat Eshab-ı kiramdan birinin ictihadına göre caiz olabileceğini düşünmek, iyi olur. Eshab-ı kiramın her biri müctehid idi. Dört mezhepten birini taklit etmekte zorluk hâsıl olduğu zaman, Eshab-ı kiramdan birinin ictihadına uygun olan ibadetimiz sahih olur. Özür olunca, zann-ı galibimiz de makbul olur. S. Ebediyye Zaruret ve taklit Sual Haram olan bir şeyi, zaruret halinde, yapmak caiz olduğuna göre, elde olmayan bir sebeple, bir haramı işleyecek veya bir farzı terk edecek olanın, başka bir mezhebi taklit etmesi gerekir mi? CEVAP Haram işlememek veya farzı terk etmemek için, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Kendi mezhebimizde, çıkış yolu yoksa diğer üç mezhebe bakılır. Hangi mezhepte çıkış yolu varsa, o konuda, o mezhep taklit edilir. Dört mezhepte de çıkış yolu yoksa ve zaruret de varsa, ancak o zaman, farzı tehir veya terk etmek caiz olur. O iş haram ise, zaruret miktarınca işlemek caiz olur. Başka müctehidi taklit etmek Sual İmam-ı Şafii hazretleri, İmam-ı a'zam hazretlerinin kabrini ziyaret ettiğinde, sabah namazı kılarken, ona hürmeten kunut okumamış. Bir müctehid, başka bir müctehidi taklit edemediğine göre buradaki incelik nedir? CEVAP İmam-ı Şafii hazretleri burada taklit etmiyor. O anda öyle ictihad ediyor, yani yine kendi ictihadıyla kunut okumamış oluyor. Sual Haram olan bir şeyi, zaruret halinde yapmak caiz olduğuna göre, elde olmayan bir sebeple, bir haramı işleyecek veya bir farzı terk edecek olanın, başka bir mezhebi taklit etmesi gerekir mi? CEVAP Elbette gerekir. Zaruretle işlemek günah olmazsa da, haram işlememek veya farzı terk etmemek için, önce kendi mezhebimizde çare aranır. Eğer bir çıkış yolu bulunmazsa, diğer üç mezhebe bakılır. Hangisinde çıkış yolu varsa, o konuda, o mezhep taklit edilir. Birkaç örnek verelim 1- Bir kimse bilmeden süt kardeşiyle evlense, günah olmaz; fakat süt kardeş olduğu meydana çıkınca, başka bir mezhepte kurtuluş yolu aranır. Varsa, o mezhep taklit edilerek, evliliğe devam edilir. Mesela, Şafii’de süt kardeş olmak için ayrı zamanlarda beş kere doya doya emmek gerekir. Evli çift, eğer bir iki kere emmişse, Şafii mezhebi taklit edilip evliliğe devam edilir. 2- Dişini kaplatan veya dolduran kimse için, Hanefi mezhebinde çıkış yolu olmadığına göre, diğer üç mezhebe bakılır. Maliki ve Şafii’de gusülde ağzın içini yıkamak farz olmadığı için, gusül, abdest ve namazda Maliki veya Şafii mezhebi taklit edilir. Bu mezheplerde de, çıkış yolu olmasaydı, salih bir doktor da, dişini doldurmak gerekir deseydi, diş dolgusu zaruret halini alıp, gusle mani olmazdı; fakat hak olan iki mezhepte, kurtuluş çaresi vardır. Hak mezhepler, sadece sözde değil, böyle fiiliyatta da haktır. Dört mezhep hak dedikleri halde, iş fiiliyata dökülünce kabul etmeyenler, dört mezhebi hak kabul etmiş olamazlar. 3- Uyumak veya unutmak, namazın kazaya kalması için özürdür; ama hatırlayınca veya uyanınca, namazı kazaya bırakmamak için çare aranır. Kendi mezhebinde veya diğer üç mezhepte çıkış yolu varken, kazaya bırakmak caiz olmaz. Mesela öğle ve akşam namazlarında, Hanefi mezhebindeki ikinci kavle uyarak, asr-ı evvel ve işa-i evvel vakitlerinde, öğle ve akşam namazlarını kılar. Bu vakitler de, çıkmışsa, Hanbeli mezhebine uyarak, mukimken de, öğleyle ikindiyi, akşamla yatsı namazlarını cem eder. Taklit nedir? Sual Bir mezhebi taklit etmek mezhep değiştirmek demektir. Onun için zaruret olmadıkça mezhep taklit edilmemeli deniyor. Bir konuda taklit etmek, nasıl mezhep değiştirmek olur ki? CEVAP Bir mezhebi bir hususta taklit etmek, o mezhebe geçmek yani mezhep değiştirmek demek değildir. Başka mezhebi taklit etmek için, mecburiyet olması da şart değildir. Harac yani sıkıntı varsa ve o mezhebin o konudaki şartlarına da uyarsa, taklit edebilir; fakat harac olmadan ve şartlarına uymadan taklit etmek, caiz olmaz. İbni Âbidin hazretleri buyuruyor ki Herkes, kendine kolay gelen, dilediği bir mezhebe uyabilir. İhtiyaç halinde, bir işini bir mezhebe, başka işini başka mezhebe göre yapabilir. Ancak bir işin hepsini, bir mezhebin o konudaki bütün şartlarına uyarak yapması gerekir. Yani bir kimsenin, kendi mezhebine göre yapamadığı veya güçlükle yaptığı bir işi, o işin başka bir mezhepte yapılması kolaysa, o mezhebin şartlarına uyarak, o mezhebe göre yapması caizdir. Zaruret olsa da, olmasa da, harac [zorluk, sıkıntı] olduğu zaman, diğer üç mezhepten biri taklid edilir. Redd-ül-muhtar Caiz olmayan mezhep taklidi Sual Müctehidlerin farklı hükümleri rahmet olduğu için, bir Hanefî’nin, kendi mezhebinde caiz olmadığı hâlde, Şâfiî’de caiz diye, midye, istiridye gibi deniz haşeratı yemesi caiz olur mu? CEVAP Hayır, caiz olmaz. Mezhep taklidi, ancak emrolunan bir iş yapılırken, meşakkat, sıkıntı olduğu zaman, bu sıkıntıdan kurtulmak için yapılır. Meşakkat olmadan taklit etmek, yani mezheplerin kolay hükümleriyle amel etmek mezhepsizlik olur. Başka mezhep, ancak bir ihtiyaç veya haraç [sıkıntı] hâlinde taklit edilebilir. Dünyalığa, arzusuna kavuşmak için, başka mezhebi taklit caiz değildir. Ukud-üd-dürriyye Abdülgani Nablusî hazretleri de buyuruyor ki Mezheplerin ruhsatlarını yani kolaylıklarını araştırarak, işini bunlara uygun olarak yapmaya telfik denir ki, caiz değildir. Dine uymak istemeyenin yapacağı şeydir. İhtiyaçtan dolayı veya zaruretle, bir işini veya her işini diğer üç hak mezhepten birine uyarak yapmak caizdir. Kolaylık için başka mezhebe geçmek veya taklit etmek ise, nefse uymak olur, caiz olmaz. Hadika Mezhep taklidinde üç grup Sual Günümüzde mezhep taklidinde kaç grup vardır? CEVAP Mezhep taklidi konusunda ifrat, tefrit ve vasat olmak üzere üç grup vardır 1- Belli bir mezhebi yoktur. Hangi mezhebin hükmü kolay gelirse ve aklına yatarsa onunla amel eder. Falanca mezhepte caizse, bir ihtiyaç ve zaruret olmasa da, hemen onu uygular. Bu mezhepsizliktir, telfîktir, haramdır. Bunlar ifrat grubuna giriyorlar. 2- İhtiyaç, hattâ zaruret olsa bile, bir konuda, diğer üç hak mezhepten birini taklit etmeye ters bakan, mezhep taklidini öcü gibi gören, hattâ dinsizlikmiş gibi zanneden taassup ehli olanlar var. Bunlar da tefrit grubuna giriyorlar. 3- Bir de din kitaplarının bildirdiği şekilde, ihtiyaç veya zaruret olunca, dört hak mezhepten birini, ihtiyaç olduğu konuda, ihtiyaç bitene kadar taklit edenler var. Bunlar vasat, yani orta yolda oluyorlar. Zaten dinimiz, ifratla tefrit arasında vasat bir yoldur. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir Hayr-ül-ümûr evsâtühâ = İşlerin en iyisi vasat olanıdır. [Deylemî], İfrat ve tefritten uzak durun! [Buharî] İfrata kaçan helak olur. [Müslim] İfrat ve tefritten kaç, vasatı tercih et; çünkü işlerin en iyisi orta olanıdır. [Beyhekî] Orta yolu tutun, doğru yoldan ayrılmayın! [Buharî] Her hususta orta yolu tutmak, peygamberlik işlerinden biridir. [Tirmizî] İslamiyet’in, aşırılıklardan uzak, vasat [orta] bir din olduğunu bildiren bir âyet-i kerime meali de şöyledir Sizi vasat bir ümmet kıldık. [Bekara 143] İfrat ve tefritten kaçmalı, ihtiyaç olunca, dört hak mezhepten birini taklit etme nimetinden istifade etmelidir. Başka mezhepteki farz Sual Kendi mezhebimizde farz veya haram değilken, diğer üç hak mezhepteki farzlara uymanın ve haramlardan sakınmanın hükmü nedir? CEVAP Kendi mezhebimizde mekruh değilse, başka mezhepteki farzlara uymak müstehab olur. Bunlara birkaç örnek verelim Yabancı kadının tenine dokunmak Şâfiî'de abdesti bozar, Hanefî'de ise bozmaz. Yabancı kadına dokunan Hanefî'nin yeniden abdest alması müstehab olur, fakat o abdesti kullanmamışsa yani o abdestle namaz kılmamış veya Kur’an okumamışsa, tekrar abdest alması mekruh olur. Kadına dokunmuş olsa da, yeniden abdest almaz. Hanefî’de erkeğin göbeği değil, dizi avrettir, açması haramdır. Şâfiî'de diz avret değil, göbek avrettir. Mâlikî ve Hanbelî'de göbek de, diz de avret değildir. Bu iki mezhepte yalnız seveteyn avrettir. Bu durumda Hanefî'nin göbeğini, Şâfiî'nin de dizini kapatması müstehabdır. Mâlikî ve Hanbelî mezhebinde olan kimsenin de, göbekle diz arasını kapatması müstehab olur. Mezhepleri karıştırarak ibadet yapmak Sual Bir ibadeti yaparken, o ibadetin şartlarından biri bir mezhebe, şartlarından başka biri de bir başka mezhebe uygun olsa, bu şekilde yapılan ibadet sahih olur mu? Cevap Konu ile alakalı olarak, Redd-ül-muhtârda deniyor ki “Bir işin, bir ibadetin sahih olması için, dört mezhepten herhangi birinin şartlarının hepsine uygun olması lazımdır. Bir ibadeti yaparken, şartlarından biri bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz. Mesela, deriden kan akarsa, Hanefi mezhebinde abdest bozulur, Şâfi’î mezhebinde bozulmaz. Bir erkek, yabancı kadının derisine dokununca, Şâfi’î mezhebinde, ikisinin de abdesti bozulur, Hanefi mezhebinde ikisininki de bozulmaz. Derisinden kan aksa ve kadına da dokunsa, her iki mezhebe göre abdesti bozulur. Bu abdest ile kılınan namaz sahih olmaz. “Bunun abdesti, bir mezhebe göre sahih olmadığı zaman, diğer mezhebe göre sahih oluyor. Namazı sahih olur” denilemez. Bu kimse, iki mezhebi Telfîk etmekte, karıştırmaktadır. Böyle kimseye Müleffık denir. Müleffıkın ibadetinin sahih olmayacağı söz birliği ile bildirilmiştir.” Bir mezhebin bütün şartlarına uymalı Sual Hanefi mezhebindeki bir kimse, abdest alırken başının tamamını mesh etmese, abdestten sonra da bir köpeğe dokunsa, bu haldeyken yolculuğa çıksa ve Şafii veya Maliki mezhebine uyarak namazlarını birleştirerek kılabilir mi? Cevap Redd-ül-muhtâr’da konu ile alakalı olarak deniyor ki “Bir ibadetin bir şartı bir mezhebe, başka şartı da başka mezhebe göre sahih olursa, bu ibadet sahih olmaz. Mesela abdest alırken, başının bir parçasını mesh eden kimse, köpeğe değdikten sonra, Maliki veya Şafii mezhebine uyarak namaz kılsa, bu kimsenin kıldığı namaz, her iki mezhebe göre de sahih olmaz. Çünkü abdesti, başının tamamını mesh etmediği için Mâlikîye göre sahih değildir. Köpeğe dokununca da, Şâfiîye göre üstü necis olmuş ve böylece namazı sahih olmamıştır. Fakat bir kimse, bir ibadeti, bir işi, bir mezhebin bütün şartlarına uyarak yapıp bitirdikten sonra, bunu tekrar yaparken veya başka bir ibadeti, başka mezhebin bütün şartlarına uyarak yapması, âlimlerin çoğuna göre sahih olur. İhtiyaç olduğu zaman yapmak ise, söz birliği ile sahih olur. Hatta bir mezhebin şartlarına uyarak yapılan bir işin, bir ibadetin bu mezhebe göre sahih olmadığı, başka bir mezhebe göre sahih olduğu sonradan anlaşılsa, o mezhebe göre sahih olduğunu düşününce, o mezhebi taklit etmiş ve o işi sahih olur. Çünkü o ibadeti kurtarmak için, mezheb taklidine ihtiyaç hasıl olmuştur. Menfaati, zevki için, çeşitli işlerini, çeşitli mezheplere uyarak yapmak telfik olur. Bir ibadeti kendi mezhebine göre yapmasına mani olan bir özür hâsıl olunca, bu ibadeti başka bir mezhebi taklit ederek yapmak lazım olur. Başka mezhebi taklit etmesine mani olan ikinci bir özür de hâsıl olsa ve bu özür kendi mezhebine uymasına mani olmasa, bu ibadeti, iki mezhebe göre de sahih olmadığı hâlde, özür ve ihtiyaç ile olduğu için, bu hâli telfîk olmaz, ibadeti sahih olur. Başka bir mezheb taklit edilirken, kendi mezhebinde mekruh veya haram olsa bile, o mezhebin farzlarına ve müfsitlerine uymak lazımdır. Kendi mezhebinin haram demesine bakılmaz.” Sual Hanefi mezhebindeki bir Müslüman, öğle namazı için aldığı abdestte niyet etmeyi unutsa, bu abdesti bozan bir hâl olmadan ikindi vakti girse, bu abdestle, bir özürden dolayı Şafii mezhebine uyarak ikindiyi kılabilir mi? Cevap Bu konu hakkında İbni Âbidîn hazretleri, Redd-ül-muhtâr kitabında buyuruyor ki “Bir Hanefî, abdest alırken niyet etmese, bu abdest ile öğleyi kılsa, caiz olur. İkindiden sonra Şafii mezhebine uyup ikindiyi kılsa, sahih olmaz. Niyet ederek tekrar abdest alması lazım olur.” Çünkü abdestte niyet etmek, Şafii mezhebinde farzdır. Sual Bir ibadet, bir şartı bir mezhebe, başka bir şartı da başka bir mezhebe uyularak yapılırsa, böyle yapılan bir ibadet kabul olur mu? Cevap Konu ile alakalı olarak İbni Âbidîn hazretleri, Redd-ül-muhtârda buyuruyor ki “Bir işin, bir ibadetin sahih olması için, dört mezhepten herhangi birine uygun olması lazımdır. Yani, o işin sahih olması için, bir mezhepte uyulması lazım olan şartların hepsine uygun olması lazımdır. Bir ibadeti yaparken, şartlarından biri bir mezhebe, başka biri de başka mezhebe uygun olursa, bu ibadet sahih olmaz.” Dört mezhebe uyarak ibadet yapmak Sual İbadetleri yaparken, dört mezhebe birden uymak mümkün olabilir mi? Cevap İki veya üç yahut dört mezhebe birden uymak mümkün değildir. Çünkü, dört mezhebin imamlarının ictihatlarının birbirlerine uymadığı çok yer vardır. Bir işi yapmaya biri vacip, diğeri ise haram demiştir. Mesela, deriden kan çıkınca, İmâm-ı a'zam hazretleri, abdest bozulur, İmâm-ı Şâfi hazretleri ise bozulmaz buyurmuştur. Erkeğin derisi, kadının derisine değince, İmâm-ı Şâfi hazretleri, ikisinin de abdesti bozulur, İmâm-ı a'zam hazretleri ise, ikisinin de bozulmaz buyurmuş. İmâm-ı Mâlik ile İmâm-ı Ahmed bin Hanbel hazretleri arasında da böyle ihtilaflar vardır. Böyle ihtilaflı olan işlerde, İmâm-ı a'zam hazretlerine uysa, diğerlerine uymamış olur. Diğer imâmlara uygun yapan da, bu işte İmâm-ı a'zam hazretlerine uymamış olur. Bir işi, dört mezhebe de uygun yapmak imkânsız olduğu gibi, üç imâma ve iki imâma birlikte uyarak yapılamayacak işler de çoktur. Böyle ihtilaflı işler, ancak bir imâma uyarak yapılabilir. Sual Başka bir mezhebi, bir hususta taklit ederken, taklit edilen mezhebin o hususta bildirdiği şartlara uymak şart mıdır? Cevap Konu ile alakalı olarak Hadîkada deniyor ki “Abdest ve gusülde başka mezhebi taklit etmek caizdir. Bunun için, taklit edilen o mezhebin şartlarına da uymak lazımdır. Taklit edilen mezhebin bildirdiği bütün şartlara uyulmazsa, taklit caiz olmaz.” Sual Bir Müslüman, kendi mezhebine göre yapamadığı bir ibadeti, başka mezhebi taklid ederek yapabilir mi? Cevap Bir işin yapılmasında haraç, güçlük bulunursa, yani kendi mezhebine göre yapmasına imkân olmayan bir işi, başka mezhebe uyarak yapmak caiz olur. Fakat, ikinci mezhebin o işe bağlı olan şartlarını, yani farzlarını ve müfsitlerini gözetmesi de lazımdır. Hanefi mezhebi âlimlerinin, böyle işlerde, Maliki mezhebini taklit etmeye fetva verdikleri, ibni Âbidînde yazılıdır. Mezhep taklidi, takva değil fetvadır Sual Hanefi mezhebindeki bir Müslümanın, diş dolgusu, kaplaması sebebiyle Maliki veya Şafii mezhebini taklit etmesi takva mı olmaktadır? Cevap Dişini kaplatmış veya doldurtmuş olanların gusülde, abdestte ve namaz kılarken Maliki veya Şafii mezhebini taklid etmeleri takva değildir. Mezhep taklidi fetva yoludur, kurtuluş çaresidir. “Dinde meşakkat yoktur, kolaylık vardır” gibi sözleri zındıklar, silah olarak kullanarak, birçok farzları terk etmektedir. Bu sözün doğrusu, Allahü teâlânın bütün emirlerini yapmak kolaydır, zor bir şey emretmemiştir, demektir. Yoksa, imanı zayıf olanların dediği gibi, nefse güç gelen şeyleri, Allahü teâlâ affeder, herkes kolayına geleni yapmalıdır, O rahimdir, hepsini kabul eder, demek değildir. Diş dolgusu veya kaplaması için, Maliki veya Şafii mezheplerini taklit etmek meşakkat değildir. AnasayfaLAHUTİYE DİLEK DUALARIÜyelerin Yardım İstekleriYuvanın Kurtulması İçin Bu konu ballos tarafından 10 sene önce açıldı, 343 kere okundu ve 10 Cevap verildi. ballos Üyelik Zamanı 10 sene önce Konu Sayısı 1 Yanıt Sayısı 3 arkadaşlar eşim ailesinin etkisiyle benden boşanmak istiyor. daha 20 günlük evliydik. lütfen dua edin benim için. müslümanın müslüman için yaptığı dua daha çabuk kabul olurmuş. Allah şimdiden razı olsun. zeinarda ADMINISTRATOR Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 819 Yanıt Sayısı 18511 [QUOTE=ballos;31643]arkadaşlar eşim ailesinin etkisiyle benden boşanmak istiyor. daha 20 günlük evliydik. lütfen dua edin benim için. müslümanın müslüman için yaptığı dua daha çabuk kabul olurmuş. Allah şimdiden razı olsun.[/QUOTE] Dualarımız seninledir Ballos,sana 4444 tafriciye okumanı öneririm sitemizde bulabilirsin MUSTANG Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 55 Yanıt Sayısı 1019 20 gun de tukendi evlilik ,olmaz buyu vardir buyuk ihtimalle,ALLAH akil fikir vicdan versin.. ballos Üyelik Zamanı 10 sene önce Konu Sayısı 1 Yanıt Sayısı 3 salatı tefriciyeyi okudum ama bişi olmadı. elimden gelen her şeyi yaptım MUSTANG Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 55 Yanıt Sayısı 1019 ballos fekacin mehmeti okumani tavsiye ederim lakin okuma diyende cok sebebinide anlamadim niye okuma derler ben okudum cok fayda sagladim ALLAH razi olsun rosadan ... zeinarda ADMINISTRATOR Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 819 Yanıt Sayısı 18511 bir şey olmadı demeyin,henüz vakti gelmemiştir;ne zaman ne olacağını ancak Allahü Teala bilir,bizlere tevekkül etmek düşer,bu arada hiç olmazsa 7 gece yatsıdan sonra 2 rekat tevbe namazı,2 rekat Allah rızası için namaz,2 rekat hacet namazı ve 2 rekat da şükür namazı kılın,daha sonra durumunuza uyan uygulamaları yaparsınız.... zeinarda ADMINISTRATOR Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 819 Yanıt Sayısı 18511 Haklısınız zor bir durum ama bu dünya bir sınav yeri, tevekkül etmek gerekir...siz tavsiye ettiğim namazları 7 gece kılın, daha sonra başka uygulamalara geçersiniz,pek çok okuma yaptım da olmadı dememelisiniz...öncelikle hangi uygulama olursa olsun mutlaka 3-7 gece uygulamalı sonra en az 7 gece ara verip başka bir uygulamaya geçmelisiniz,ya da önceki uygulamanızı 7 gece daha yapmalısınız...... Sabır,tevekkül çok önemlidir....... MUSTANG Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 55 Yanıt Sayısı 1019 ballos 20 gunluk evliydin esin terketdi 8 ay gecdi seni aramadi ,dogrumu anlamisim...ben dogru bildigimi soyleyim kizan kizsin gene.. bu kisi 8 ay gecdi sana bir telefon dahi etmediyse seni gonlunde aklinda bitirmis demektir,bu kisinin demekki sana sevgisi ve deger verdigi yok seveni sevecen deger verene deger verecen,ben unutamam ben kara sevdayim kusura bakmayin benim kit kafam almiyor..lakin insallah tekrar bir araya gelir cok mutlu olursunuz duamdir senin icin... zeinarda ADMINISTRATOR Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 819 Yanıt Sayısı 18511 Haklısın Mustangcığım, ama hem gönül ferman dinlemiyor,hem de üyemizin nasıl bir çevrede hangi koşullarda yaşadığını bilemiyoruz....O nedenle de isteğine elimizden geldiğince duacı olmalıyız......daha balayında terkedip giden birisi için gerçekten üzülmeye değmez... zeinarda ADMINISTRATOR Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 819 Yanıt Sayısı 18511 Mustangcım bu görüş farklılığı cinsiyet farklılığımızdan kaynaklanıyor.....biggrin[1]tongue[1] Yoksa aklın yolu birdir..... MUSTANG Üyelik Zamanı 11 sene önce Konu Sayısı 55 Yanıt Sayısı 1019 zeinarda ablam nedir burada aklin yolu ,gitenin arkasindan omur boyu aglamak sevmiyen biri icin hayatini agliyarak bekliyerek harcamakmi,yoksa unutup hakedeni sevmek mutlu olmakmi..epeydir yurt disinda yasadigim icin belki bazi dusuncelerim erozyona ugramisdir..yasamak mutlu olmak kendin icinmi yasamakdir yoksa toplum icinmi..suphesizki ALLAH rizasi icin yasamagi tenzih ederim ... Cevap Eklemek için Giriş Yapmalısınız. İlgili Diğer Konular Cevap Yok 6 ay önce 5 Cevap 7 ay önce 7 Cevap 10 ay önce Cevap Yok 1 sene önce 1 Cevap 1 sene önce Son Konular Dua ihtiyaci Lütfen gerçekten yardımcı olabilecek birileri ilgilenirse sevinirim…. eski üyeliğimi kurtaramıyorum Bu kolyede yazanlar bir koruma mı yoksa büyü mü? Allah rızası için yardım edin ………………………. ALLAH RIZASI İÇİN ,BİLDİKLERİNİZİ SÖYLEYİN Gizli muska buldum, büyü müdür bu? Dua edin bana.. .. 22728 Kayıtlı Üye 16516 Konu 143770 Cevap Son Üye Blakevof Forumda Kimler Online Şu anda 1 kişi Online Misafir ADMINISTRATOR 3SÜPER MODERATÖR 9MODERATÖR 1 ÂileÂile; Anlam, Mâhiyet ve ÖnemiÂile Nesep veya evlilikle bir araya gelmiş, ana-baba ve çocuklardan oluşan topluluk demektir. Büyük baba, nine, torunlar da âile tanımı içine girdiğinden onlar da âilenin bir ve erkeğin birbirlerine karşı duydukları his, arzu, duygu ve meyiller Sünnetullah gereğidir 3/Âl-i İmrân, 14. Allah Teâlâ insana, yaratılışındaki fıtrata uygun olarak bu duyguları vermiş, yalnız bu meyillerin tatmin yolunu da belli prensiplerle sınırlamıştır. Bu sınırlar, Kur'an ve Sünnete uygun evlenmelerdir. İslâm'a uygun olmayan evlenme, ilişkiler ve meyiller eşler arasında maddî ve mânevî tatmini sağladığından sükûnet ve rahatlık unsurudur. Neslin devamı ve gelişebilmesi için evlilik müessesesine ihtiyaç vardır. Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnet'te belirlendiği şekilde olmadıkça sağlam bir âile yuvası kurulmasından söz edilemeyeceği gibi, doğan çocukların da meşrû olacağı âileyi ilk insan Hz. Âdem ile Hz. Havvâ kurmuştur. O zamandan beri âile müessesesi olgunlaşmış ve gelişmiştir. Bununla beraber, toplumların, ekonomik durumun, iklimin etkisiyle çeşitli âile tipleri meydana ana-baba, çocuklar, biraz daha geniş anlamıyla karı-kocanın akrabâsından âilesinin kurulması için ilk şart, evleneceklerin mü'min bir erkekle mü'mine bir kadın olması, birbirleriyle sıhriyetin Kur'an'da yasaklananlardan olmaması gerekir. Kur'an'da; anne, baba, kızlar, oğullar, kardeşler, teyzeler ve yeğenlerle evlenmenin haramlığı ile süt kardeşler arasındaki evliliğin yasak olduğu hükme bağlanmıştır. Yine Kur'ânî hükme göre hala ve amca ile evlenmek yasaktır. İslâm'ın getirdiği hükümler, iki kız kardeş ve hanımın yeğenini bir arada nikâhlamayı yasakladığı gibi, hanımın vefatından sonra bunların nikâhlanabileceğini de mümkün kılmıştır. Hala ve amca çocuklarının evlenmeleri ise helâl kılınmıştır. Çocukların eşleri ile kayınvâlide, üvey anne ve üvey baba ile ve evli kadınlarla evlenmek haramdır."Sizlere, analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz kardeşlerinizin kızları, kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kardeşleriniz, karılarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz kadınlarınızın yanında kalan üvey kızlarınız -ki onlarla gerdeğe girmemişseniz size bu engel yoktur-, öz oğullarınızın eşleri ve iki kız kardeş bir arada olmak sûretiyle evlenmek size haram kılındı. Geçmişte olanlar geçmiştir. Doğrusu Allah bağışlar ve merhamet eder.?; ?...Evli kadınlarla evlenmeniz de haram kılındı." 4/Nisâ, 23-24 Âilenin huzurlu olması için, âileyi oluşturan bireylerin birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmeleri gerekir. Bu görevler şöyle özetlenebilira- Karı-kocanın birbirlerine karşı görevleri Karı-koca birbirlerinin bazı eksiklerini, kusurlarını görmezlikten gelmeli, nâmus ve iffetlerini korumalıdırlar. Böylece bütünleşerek âile saâdetini sağlamalıdırlar. Dinimiz âile reisi olarak erkeği tanır "Erkekler kadınlar üzerinde hâkimdir." 4/Nisâ, 34 âyeti bunu ifâde eder. Çünkü erkekler kadınlardan daha güçlü olarak yaratılmışlardır. Âilesinin geçimini sağlamak erkeğin görevidir. İslâm buna o kadar önem verir ki, bir erkeğin Allah rızâsını gözeterek âile fertlerine yaptığı harcamayı sadaka kabul eder Riyâzu's-Sâlihîn, I, 331.Kocanın hanımına karşı hak ve görevlerini hadisler ışığında şöyle sıralayabiliriz Bir kimse hanımına iyi davranmalı, onu kırmamalı, kaba davranışlardan sakınmalıdır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur "Ey ümmetim! Kadınlara hayırla muâmele etmenizi tavsiye ederim. Çünkü onlar sizin emriniz altındadır. Fazla tahakküme hakkınız yoktur. Ancak açıktan fuhuş irtikâp etmiş olsalar o zaman durum değişir." Riyâzu's-Sâlihîn, I/319Koca, hanımına hanım da kocasına ilgi göstermeli, saâdeti evlerinde aramalıdırlar. Meşrû olmayan yollara düşmemelidirler. İffet ve nâmus konusunda titiz davranmalıdırlar "Mü'min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını zinâdan korusunlar." 24/Nûr, 30 âyeti bunu ifâde hanımına ve çocuklarına dinî emirleri hatırlatmalı, iyi yönde eğitmelidir. "Âilene namaz kılmayı emret" 20/Tâhâ, 132. "Yedi yaşındaki çocuğa namaz kılmayı öğretiniz. On yaşına vardıklarında kılmazlarsa cezâlandırınız." Riyâzu's-Sâlihîn, I/339Koca, kendi mal varlığı ve imkânlarına göre hanımının nafakasını sağlayıp her türlü ihtiyacını gidermekle yükümlüdür Ebû Dâvud, Nikâh 41. Bu hususta cimrilik ettiği takdirde hanımı ilgili yöneticilere ve yargı makamlarına başvurup durumunu anlatabileceği gibi, kocasına danışmadan onun malından harcama yapabilir. Koca, hanımına asla ?çirkinsin? dememeli, yaptığı işte sürekli kusurlar aramamalı İbn Mâce, Nikâh 3, hanımını asla dövmemeli Buhârî, Nikâh 93, hanımını sürekli zan altında tutup onu gizlice tâkip etmeye kalkışmamalıdır Müslim, İmâre 56.Hanımının kocasına karşı görevlerine gelince; hanım, âilenin reisi olan kocasına karşı bütün meşrû ve İslâmî meselelerde itaat eder. Kadın eşinin malını âilesinin her türlü sırrını, nâmusunu, çocuklarını korumalıdır. Kadın durup dururken kocasından boşanmayı istememelidir. Çok zor durumda kalmadan kocasından ayrılmak isteyen kadına Cennet kokusu haramdır Ebû Dâvud, Talâk 18. Kadın kocasından izinsiz olarak evinden dışarı çıkmamalıdır Buhârî, Nikâh 116.Kadının kocasını memnun etmesi onun en önemli görevidir. Bu konuda Hz. Peygamber şöyle buyurur "Herhangi bir kadın, kocası kendisinden râzı olduğu halde ölürse Cennet'e girer." Riyâzu's-Sâlihîn, I/326. Yine başka bir hadislerinde Rasûlullah Efendimiz "Kadın kocasının yatağını ma'zeretsiz terkederek gecelerse, o kadına melekler sabaha kadar lânet ederler." Aynı eser, 323 buyurmuşlardır. Kadın kocasına olgun ve iyi davranmalı, zenginliği ve güzelliği ile övünmemeli, ev işlerini düzenlemeli, çocuklarına bakmalı, kocasının malını israf etmemelidir S. Buhârî, Tecrîd-i Sarîh Tercümesi, V/174.b- Anne babanın çocuklarına karşı görevleri Anne ve babanın ilk görevi, çocukların ihtiyaçlarını karşılamaktır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurur "Bir adamın hayır için harcadığı paranın en faziletlisi, âilesine sarfettiği parayla, Allah yolunda kullanacağı atı için verdiği ve bir de Allah rızâsı için mücâhid arkadaşlarına sarfettiği paradır " Riyâzu's-Sâlihîn, I/329Çocukların ihtiyaçları temin edilirken ne israfa kaçılmalı, ne de cimrilik yapılmalıdır. Her iki husus da dinimizin uygun görmediği çocuğunu güzel terbiye etmeli, anlayamayacağı bilgilerden ona bahsetmemeli, eğitimde basitten mürekkebe karmaşığa gitmelidir. Evvelâ Allah'ı tanıtmalı, imanı kavratmalı, inandırmalı, uygun yaşa vardıklarında da ibâdetleri öğretmelidirler. Ayrıca nelerin iyi, nelerin kötü olduğunu anlatmalı, yeme-içme, oturup-kalkma âdâbını öğretip bunları benimsetmelidir. Bunlar yapılırken, ana-babanın, çocuklarına iyi örnek olmaları gerekir. Çünkü çocuklar daima büyüklerini taklit çocuklarına adâletle davranmalı, onların kıskançlık duygularını kamçılamamalı, kız-erkek ayrımı yapmamalıdır. Anne-baba çocuklarına güzel isimler koymalı, sünnet ettirmeli, İslâmî bilgi ve duygularını geliştirmelidir. Anne-baba çocuklarına sevgi ve merhamet göstermelidir. Peygamber Efendimiz, bir dizine Üsâme'yi, diğer dizine de Hasan'ı oturtur, sonra "Allah'ım bunlara rahmet ve saâdet ihsan buyur, çünkü ben bunların hayır ve mutluluğunu diliyorum" buyurmuştur S. Buhârî, Tecrid-i Sarih Tercümesi, XII, 127Anne-baba evlenme çağına gelen çocuklarını, temiz ve ahlâklı kimselerle evlendirmelidirler. Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır "Geride kendisine duâ edecek hayırlı bir çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli olarak hayır yazılır." Ebû Dâvud, Vesâyâ 14.İslâm âile hukukunun özelliklerine gelince; Evliliğin gâyesi âileye huzur ve mutluluk, toplumda da iyi bir nesil temin etmektir, "Onun varlık ve kudret alâmetlerinden birisi de size kendinizden eşler yaratmasıdır, ki siz onlarla huzur ve sükûnete kavuşursunuz. Ve aranıza sevgi ve rahmet koymuştur." 30/Rûm, 21. "Onlar kadınlarınız sizin için elbise, siz de onlar için elbisesiniz..." 2/Bakara, 187. İslâm cinsî ihtiyacın tatminini tabii karşılamakla beraber, evliliğin gâyesinin bundan ibâret olmadığını söylemektedir. "Doğuran siyah kadın, doğurmayan güzel kadından daha iyidir", "Evlenin, çoğalın Çünkü ben kıyamet gününde diğer ümmetlere karşı sizinle çokluğunuzla iftihar edeceğim" Avnu'l Ma'bûd Şerh-i Ebû Dâvud, I, 173. Kocanın karısıyla müşterek, yüce ve insanî bir hayat sürmek arzusunun belirtisi olan mehrin sembolik bir şey olması da aynı gâyeye mutluluğu çocukların asâleti ve İslâm toplumunun kurtuluşu, evleneceklerin eşlerini seçerken kullandıkları ölçü ile yakından ilgilidir. Bu konuda Rasûlullah şöyle bir ölçü koymuştur "Kadın dört özelliğinden dolayı nikâhlanır Malı, asâleti, güzelliği ve dindarlığı; eli toprak olasıca, durma dindarını bul!" Buhârî, Nikâh 16.İslâm'da evlilik, gereksiz formalite ve merâsimlerden uzak İslâmî bir akittir. Nikâhın ilân edilmesi, yakın dost ve akrabaya ziyafet verilmesi, tef vb. çalınıp şenlik yapılması güzel telâkki edilmiş, teşvik görmüş, böyle bir dâvete icâbet etmemek hoş karşılanmamıştır Buhârî, Nikâh 66 vd..Evliliğin gerçekleşmesinden itibaren karı-koca, Allah önünde birbirlerinin haklarına uymakla yükümlüdürler. Bu karşılıklı haklar âile reisliği hâriç, eşitlik esasına dayanır. Evlilik kadının şahsiyetini ortadan kaldırmaz, erkeğin hukukî ve sosyal kişiliği eşinin haklarını gölgelemez. Kadın kendi âile ismini taşıyabilir, kendine ait mallar üzerinde tam ve bağımsız bir tasarruf yetkisini birbirlerine iyi niyet ve güzel ahlâk ile davranacaklardır. "İyileriniz, âilesine karşı iyi olandır..." İbn Mâce, Nikâh 50. Ufak tefek huysuzluk, geçimsizlik ve kusurlara sabredecek, yuvanın yıkılmaması için tahammül göstereceklerdir "...Kadınlara normal ve iyi davranın; onlarda hoşunuza gitmeyen bir şey olursa, belki bir şey hoşunuza gitmediği halde Allah onu birçok hayırla doldurmuştur." 4/Nisâ, 19. Anlaşmazlık büyürse hakeme başvurulacak, hakemler de âilenin devamını sağlayamazlarsa son çare olarak, usûlüne uygun "tedricî boşanma" sistemi uygulanacaktır .İslâm âile hukuku, dördü geçmemek üzere ve oldukça güç durumlara ve şartlara bağlı olarak erkeğin aynı zamanda birden fazla kadınla evlenmesine izin vermiştir. İlk eş, üstüne evlenilmemesi şartını koşmuş ise ikinci evlilik yapılamayacağı gibi, usûlüne uygun evlenmelerde eşlerin hukuk ve şahsiyetini göz önünde bulundurmak ve ahlâkî ilişkiler yanında anne-baba ile çocuklar arasındaki hukûkî münâsebetler de itina ile tanzim edilmiştir. Ehliyet, velâyet ve vesâyet hükümleri babalı veya yetim bütün çocukların durumları ve menfaatleri ile alâkalıdır. İslâm, muhtaç ana babaya çocuklarının bakmasını, erkeğin karısına ve muhtaç olan akrabasına geçim sağlamasını teminat altına almıştır. Nihâyet miras hükümleri de yakından uzağa bütün hısımların, ölenin malı üzerindeki haklarını tesbit etmiştir .İslâm hukuku, evlilerin zinâsını -şartları tahakkuk ettiği takdirde- ölüm cezâsına çarptırdığı, zinâyı bu ölçüde yasakladığı için, ona götürmesi muhtemel bütün şüpheli yolları tıkamış, kadınlarla erkeklerin karışık eğlenmelerini, yabancı bir erkekle kadının baş başa kalmasını, kadının, yanında bir yakını bulunmadan yalnız başına uzak bir yolculuğa çıkmasını, yabancı kadın ve erkeğin birbirine ısrarla bakmalarını yasaklamıştır. İslâm'da âile düzeninin oturduğu bu temeller, İslâm hukukunun âile anlayışını her hâliyle ortaya koymaktadır. 1 Kocanın karısı üzerindeki yetkileri de âile birliğini devam ettirme esâsına yöneliktir ve bununla sınırlıdır. İslâm'da kadın, kocası karşısında bağımsız bir kişiliğe sahip olduğu gibi, iktisâdî bakımdan da bağımsızdır İslâm hukukundaki tek kanunî mal rejimi olan mal ayrılığının tabiî sonucu olarak karı ve kocanın mal varlıkları birbirinden ayrıdır; hâkim görüşe göre kadın, kendi mal varlığında dilediği gibi tasarruf edebilir. Bunun için kocasının rızâsına muhtaç değildir. Ayrıca kadın, erkekler gibi mirasa ehildir. Bu mallar üzerinde de kocasının bir müdâhalesi sözkonusu değildir. Zâten İslâm hukuku bakımından kadın ve erkek esas itibarıyla eşittir. Nitekim bir hadiste kadınlar erkeklerin mülkiyetinde olan bir mal olarak değil; aynı haklara sahip kimseler olarak takdim edilmektedir Ebû Dâvûd, Tahâret 94; Tirmizî, Tahâret 82; Dârimî, Vudû' 76; Ahmed bin Hanbel, VI/256, 377. Aynı şekilde, kadın olma, kişinin ehliyeti üzerinde de olumsuz bir etki yapmaz; tam ehliyetli sayılmak için kişide bulunması gereken nitelikler bakımından kadın ve erkek aynı durumdadır. Ne var ki, erkeğin toplum hayatında yüklenmiş olduğu ağır yükler, onun hak ve yetki bakımından kadına karşı nisbî bir üstünlüğe sahip olmasını gerekli kılmıştır. Nitekim bir âyet-i kerîmede, "erkeklerin kadınlar üzerinde, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler için onlar üzerinde bir derece vardır" 2/Bakara, 228 buyurulmaktadır. Evlenme sırasında erkek kadına mehir adıyla belirli bir para veya mal öder veya ödeme borcu altına girer. İsim olarak mehir, İslâm öncesi Arap toplumunda aynen, yahûdilikte benzer şekilde mohar var ise de, mâhiyetleri farklıdır. İslâm hukukunda mehir, evlenecek kadının âilesine değil; bizzat kendisine verilir ve kadın diğer mallarında olduğu gibi onda da dilediği gibi tasarrufta bulunur. Bu durum, ödenen mehrin satış bedeli, nikâhın da bir satış akdi olduğu iddiâlarını çürütmektedir. Bir kimsenin bir akde hem taraf olup satış bedelini alması, hem de akde konu olması mümkün değildir. Gerçekte mehrin amacı kadına iktisadî bir güç kazandırma ve boşanmanın sûiistimal edilmesini önlemektir. Özellikle boşanmalara sıkça başvurulduğu dönem ve bölgelerde yüksek tutulan ve çoğu kere boşanma ânında ödenmesi kararlaştırılan mehrin bu nevî sebepsiz boşanmalara önemli ölçüde engel olduğu bir gerçektir. İslâm'da âile esas itibarıyla tek evlilik monogomi üzerine kurulmuştur. Fakat belirli durumlarda kocanın dörde kadar evlenmesine izin verilmiştir. Ancak bunun bir emir değil; belirli şartlarla başvurulan bir ruhsat olduğu unutulmamalıdır. Böyle bir evliliğe izin veren Nisâ sûresinin 3. âyetinin devamında "...Şâyet adâleti gözetmekten korkarsanız o zaman bir tane ile veya câriyenizle yetinin. Doğru yoldan ayrılmamak için bu daha elverişlidir" 4/Nisâ, 3 buyrularak tek evlilik teşvik edilmiştir. Uygulamada müslüman toplumların genellikle tek evliliği tercih ettikleri, bazı zengin kimselerin ve tarımla uğraşanların çok evliliğe belirli ölçüde başvurdukları görülmektedir. İslâm âilesinde evlâtlık kurumuna yer verilmemiş, bu yapay bir ilişki olarak kabul edilmiştir. Kimsesiz çocukların bakılıp büyütülmesi bütün müslümanlara ve bu arada İslâm devletine yüklenen dinî-hukukî bir görev olmakla birlikte, bir kimseyi himâyesine alanla o kişi arasında evlenme engeli doğacak, tek veya çift taraflı bir miras ilişkisi kurulacak şekilde bir akrabâlık bağının doğduğu kabul edilmemiştir bak. 33/Ahzâb, 4-5. Esâsen çok evliliğin var olduğu toplumlarda hukuken izin verilse bile evlâtlık kurumuna, uygulamada pek rastlanmadığı, çocuğu olmayanların evlâtlık yerine bir ikinci evliliği tercih ettikleri sosyal bir vâkıadır. İslâm dini, belirli şartlarla âile birliğinin bozulmasına müsâade etmiştir. Boşanma konusunda kabul edilen sistem, boşanmayı yozlaştıran yahûdi uygulamasıyla onu asla kabul etmeyen hıristiyan tatbikatı arasında yer alan orta bir yol görünümündedir. Hz. Peygamber'in, eşlerin birbirlerine iyi davranmaları ve âile birliğini devam ettirmeleri hakkında çeşitli emir ve tavsiyeleri vardır. Birbirleriyle uyuşamayan eşlerin en son başvuracakları çözüm şekli boşanmadır. Bundan önce uyuşmazlığın eşler arasında çözülmesi, bu mümkün olmazsa iki tarafın âilelerinden seçilecek birer hakeme havâle edilmesi bak. 4/Nisâ, 35 başvurulacak usullerdendir. Eğer bunlar bir fayda vermezse son çâre olarak boşanmaya izin verilmektedir. Ne var ki bu izinle birlikte boşanma yine de hoş görülmemiştir. Bir hadis-i şerifte "Allah'ın helâl kıldıklarının en kötüsü boşanmadır" Ebû Dâvud, Talâk 3 buyrulmuştur. Özellikle sebepsiz boşanmalar hiçbir şekilde hoş karşılanmamıştır. Bununla beraber, artık bir arada bulunmasına imkân kalmayan eşlerin genel olarak boşanma hakları kabul edilmiştir. Hıristiyanlıkta olduğu gibi eşlerin evlenmekle artık ayrılmaz bir bütün teşkil ettikleri anlayışı ve dolayısıyla âile birliğinin her durumda devamının istenmesi lüzumsuz bir ifrat kabul edilmiştir. Boşanma konusunda kocanın kadına nisbetle daha geniş bir serbestlik içerisinde bulunduğu görülmektedir. Bu, boşanmanın mâlî bütün külfetinin kocanın omuzlarında oluşu ve kocayı boşanma kararından önce dikkatli olmaya iteceği düşüncesine dayanmaktadır. Aynı zamanda erkeğin kadın kadar hissî olmaması ve boşanma hakkını genellikle sûiistimal etmeyeceği anlayışı da bu hususta rol oynamıştır. Nitekim kocanın sahip olduğu bu boşanma serbestisi, aynı ölçüde tatbikata yansımamıştır. Bunda kocanın yükleneceği mâlî külfetin yanı sıra, dinin sebepsiz boşanmayı hoş görmemesi de büyük ölçüde müessir olmuştur. Kadın, boşanma konusunda daha sınırlı bir yetkiye sahiptir. O, ancak kocasıyla anlaşarak muhâlaa veya belirli sebeplerin varlığında bir mahkeme kararıyla tefrîk boşanabilir. Âile birliğinin devamı sırasında olduğu gibi bu birliğin bozulmasından sonra da karı-kocanın, özellikle kocanın çocukları üzerinde belirli sorumlulukları devam etmektedir. 2 KÜNYE HAKKIMIZDA HARİTA YASAL ARA İLETİŞİM ANASAYFA HAYATIMIZ Yuvanızın Yıkılmaması İçin... Yazar Şerafettin Kalay, karı-kocanın sıkıntılı zamanlarında yeniden huzur bulmaları için dikkat etmeleri gereken konulara değinerek bazı tavsiyelerde bulunuyor. Eşlerden biri kendi üzerine düşeni yerine getirmeye gayret ettiği gibi yaşanılan dünyanın her zaman güllük gülistanlık olmadığını, rüzgarın her zaman istenilen taraftan esmediğini bilmeli, sıkıntılı, acılı, gergin anların, varlık ve yokluk zamanlarının olduğunu fark etmeli, Zaman zaman kendini eşinin yerine koyarak yaşanılanları onun açısından da değerlendirmeli, Gergin ve sıkıntılı anlarında eşinin üstüne gitmemeli, Rahatlatıcı tavır ve sözler sergilemeli, toplanan bulutları, şimşekleri yavaş yavaş dağıtmasını bilmelidir. Ortalık rahatlayınca, gerginliğin sebebi sorulmalı, Öğrenilince de ortadan kaldırılması veya sabır ve tahammülle karşılanması hususunda yardımlaşmalıdır. Sevgi ve rahmet, karşılıklı hukukun korunma kaynağıdır. İşlenecek hatalara karşı affedici olabilmek, gönülde güzel duygular canlandırır. Af edene olgunluk verir, af edilene sevgi ve hürmet aşılar. Yuvanın devamı ve saadeti için bunlar gerçekten lüzumludur. Kaynak Şerafettin Kalay, Anne-Babaya 50 Nasihat, Tahlil Yayınları. İslam ve İhsan PAYLAŞ İslam ve İhsan İslam, Hz. Adem’den Peygamber Efendimize gönderilen tüm dinlerin ortak adıdır. Bu gerçeği ifâde için Kur’ân-ı Kerîm’de “Allâh katında dîn İslâm’dır …” Âl-i İmrân, 19 buyurulmaktadır. Bu hakîkat, bir başka âyet-i kerîmede şöyle buyurulur “Kim İslâm’dan başka bir dîn ararsa bilsin ki, ondan böyle bir dîn aslâ kabul edilmeyecek ve o âhırette de zarar edenlerden olacaktır.” Âl-i İmrân, 85 ... Peygamber Efendimiz Cibril hadisinde “İslam Nedir?” sorusuna “–İslâm, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman, yoluna güç yetirip imkân bulduğun zaman Kâ’be’yi ziyâret hac etmendir” buyurdular. “İman Nedir?” sorusuna “–Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe inanmandır. Yine kadere, hayrına ve şerrine îmân etmendir” buyurdular. İhsan Nedir? Rasûlullah Efendimiz “–İhsân, Allah’a, onu görüyormuşsun gibi kulluk etmendir. Sen onu görmüyorsan da O seni mutlaka görüyor” buyurdular. Müslim, Îmân 1, 5. Buhârî, Îmân 37; Tirmizi Îmân 4; Ebû Dâvûd, Sünnet 16 Kuran-ı Kerim, Peygamber Efendimize gönderilen ilahi kitapların sonuncusudur. İlahi emirleri barındıran Kuran ve beraberinde Efendimizin sünneti tüm Müslümanlar için yol gösterici rehberdir. Tüm insanlığa rahmet olarak gönderilen örnek şahsiyet Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed Mustafa 23 senelik nebevi hayatında bizlere Kuran ve Sünneti miras olarak bırakmıştır. Nitekim hadis-i şerifte buyrulur “Size iki şey bırakıyorum, onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız. Bunlar; Allah’ın kitabı ve Peygamberinin sünnetidir.” Muvatta’, Kader, 3. Tasavvuf; Cenâb-ı Hakkʼı kalben tanıyabilme sanatıdır. Tasavvuf; “îmân”ı “ihsân” gibi muhteşem ve muazzam bir ufka taşımanın diğer adıdır. Tasavvuf’i yola girmekten gaye istikamet üzere yaşayabilmektir. İstikâmet ise, Kitap ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak, ilâhî ve nebevî tâlimatları kalbî derinlikle idrâk edip onları hayatın her safhasında vecd içinde yaşayabilmektir. Dua, Allah Teâlâ ile irtibatta bulunmak; O’na gönülden yönelmek, meramını vâsıta kullanmadan arz etmek demektir. Hadisi şerifte "Bir şey istediğin vakit Allah'tan iste! Yardım dilediğin vakit Allah'tan dile!" buyrulmuştur. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 1/307 Zikir, bütün tasavvufi terbiye yollarında nebevi bir üsul ve emanet olarak devam edegelmiştir. “…Bilesiniz ki kalpler ancak Allâh’ı zikretmekle huzur bulur.” er-Rad, 28 Zikir, açık veya gizli şekillerde, belirli adetlerde, farklı tertiplerde yapılan önemli bir esastır. Zikir, hatırlamaktır. Allah'ı hatırlamak farklı şekillerde olabilir. Kur'an okumak, dua etmek, istiğfar etmek, tefekkür etmek, "elhamdülillah" demek, şükretmek zikirdir. İlim ve hâl kelimelerinden oluşmuş bir isim tamlaması olan ilmihal ilm-i hâl sözlükte "durum bilgisi" demektir. Bütün müslümanların dinî bilgi ve uygulama bakımından ihtiyaç duyduğu, bir bakıma müslüman olmanın ve müslümanlığın icaplarını yerine getirmenin ön şartı durumundaki fıkhi temel bilgiler ilmihal diye anılmıştır. İslam ve İhsan web sitesinde İslam, İman, İbadet, Kuranımız, Peygamberimiz, Tasavvuf, Dualar ve Zikirler, İlmihal, Fıkıh, Hadis ve vb. konularda güvenilir kaynaklardan bilgiye ulaşabilirsiniz. Erkam Medya © islam&ihsan 2013 - 2022 altında yayınlanan yazıların tüm hakları mahfuzdur. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi yazıların tamamı izinsiz kullanılamaz.

bir yuvanın yıkılmaması için dua